Şampiyon Ross Brawn!..

Bu ay otomotiv dünyasının ekonomik tarafından uzaklaşıp motorspor tarafına uzanacak, biraz da dedikodu yapacağız. Aslında bu sayfaların konusu spor değil ama bu sefer özel bir durum sözkonusu. Formula 1’de bu sene yaşananlar sektörümüzün bugünü ile ilgili çok şey anlatıyor.2009 yılı otomotivin her alanı gibi motorsporları için de sancılı başladı: Ekonomik kriz sporu iş hayatından ayırt etmedi ve şirketler gibi F1 takımlarını da vurdu. Sponsor kaynakları azaldı, yarışların düzenlenmesi tehlikeye girdi, pilotlar başta olmak üzere maaşlar düştü. Krizin ilk büyük darbesi yılın ilk aylarında Honda takımına geldi: Japonya’daki genel merkezden yapılan açıklama ile yıllık 300 milyon dolarlık bütçeye sahip ekibin 2009 yılında yarışmayacağını belirteren Honda yetkilileri, takımın Formula 1’den çekildiğini duyurdu. 2004’te Jaguar’ın kapanmasından yıllar sonra Formula 1 ilk defa büyük bir markayı kaybediyordu.

Takip eden günlerde sporun yönetim organı FIA, daha fazla kayıp yaşamamak amacıyla çok sayıda kural değişikliği açıkladı; öncelikle yapılan sezon öncesi testleri kısıtlayan ve sezon başladıktan sonra test yapmayı tamamen yasaklayan FIA bu yolla büyük bütçeli takımların aşırı test yaparak rekabet güçlerini artırmalarını engellemeye çalıştı. Slick (kanalsız) lastiklerin tekrar kullanılabilir ilan edilmesi, kimi aerodinamik değişiklikler ve opsiyonel olarak kısa süreli güç artışı sağlayan sistemlerin kullanılmasına izin verilerek makul bütçeli geliştirimlerin yolu açılmaya çalışıldı.

Bu arada enteresan bir gelişme oldu: Honda takımı, ekibin teknik direktörlüğü görevini yürüten bir mühendis ve ekibi tarafından satın alındı. Formula 1 camiasının teknik tarafıyla tanıdığı bu mühendisin adı Ross Brawn’dı. Brawn uzun yıllar Benetton, sonra da Ferrari’nin teknik direktörülüğünü yaptıktan sonra 2007 yılında Honda takımına geçmişti.

Formula 1 dünyası bu gelişmeye en azından Honda takımından kalan aracı yarıştıracak birileri çıktığı için sevindi ama Brawn GP’nin son sıraları zorlayan küçük takımlardan biri olacağını düşündü. Ancak sezon başlayınca durumun böyle olmadığı anlaşıldı: Tecrübeli mühendis Brawn, sezon içi testlerinin yasak olduğunda yola çıkarak bir süredir üzerinde çalıştığı basit ama çok etkili bir dizi aerodinamik ağırlıklı geliştirimi bu araca uyguladı ve üzerine zaten milyonlarca dolar yatırım yapılmış, kazanabilmek için sadece küçük eksikleri olan bu aracı tamamlayıverdi. BGP001 kod isimli yarış arac sezonun ilk 7 yarışından altısını kazanmakla kalmadı, takım pilotu Jenson Button’a sezonun geri kalanında yarış kazanmadan şampiyonluğa gidebileceği kadar büyük bir puan avantajı sağladı. Sezon başında aldığı galibiyetlerden sonra artan rekabetle yavaşlayan ama hep puan almaya devam eden Button, geçtiğimiz hafta yapılan Brezilya Grand Prix’sinde beşinci olarak sezon bitimine bir yarış kala şampiyonluğunu da garantilemiş oldu.

Button’ın şampiyonluğu haketmiş olduğuna şüphe yok; bu spor hakedilmeyen bir ünvanı kimseye vermez. Ama İngiliz pilotun şampiyon niteliği taşıdığı tartışılır. Rakiplerine karşı sürekliliği olan bir üstünlük sağlayamayan Button sezon başında aldığı puan avansını yavaş yavaş harcarken belki matematiksel şampiyonluk şansını sürdürüyor ama kazanan pilot niteliğini de yavaş yavaş yitirdi. Brezilya’daki beşincilik puanıyla şampiyonluğu garantilendikten sonra şampiyonluk turunu atarken, “we are the champions” diye çocuklar gibi şarkı söylerken aslında kazandığı zaferi küçümsedi, “sabahlara kadar şarkı söyleyeceğim” diye demeçler vererek değerini daha da azalttı.

Formula 1 şampiyonluğu şarkı/türkü ile kutlanacak bir olgu değil; kazananın şampiyon sıfatını taşıması gerekiyor. Şampiyonluk sıfatı rakiplerine karşı kalıcı bir üstünlük ve olgun davranış biçimleri anlamına geliyor.

Aracının koltuğu koptuğu halde yarış kazanan Tazio Nuvolari’yi okuyarak öğrenen, pilotlarını ölüme götürecek kadar hırslı Enzo Ferrari’yi belgesel izleyerek tanıyan, deli dolu Nigel Mansell’i, doğa üstü denecek kadar yetenekli Ayrton Senna’yı, ancak bir makinede görülebilecek hassasiyete sahip olan Michael Schumacher’I izleyerek yetişmiş nesilden gelen bir spor sever olarak Jenson Button’ı bir şampiyon olarak görmekte zorlanıyorum. Bu konuda sohbet ettiğim NTV spor yöneticisi Erkan Arseven, Jenson Button için yerinde bir yorum yaptı: “Kötü pilot değil…” Gerçekten de öyle, Jenson Button kötü bit pilot değil. Ama konuya bir de şu açıdan bakın: “Kötü pilot değil” diye tarif ettiğimiz bir karakteri şampiyon olarak alkışlıyoruz!..

Aslında Button’ın şampiyonluğu, günümüz Formula 1 dünyasının gerçek resmini yansıtıyor: F1 sportif açıdan derinliğini kaybetmiş, bozulan sürücü kalitesiyle düşen rekabeti artırmak için ne yapacağını şaşırmış, karmaşık kurallara boğulmuş ve ekonomik boyutu sportif boyutunun çok üzerine çıkmış bir gösteri sporu artık.

Ancak asıl konumuz Button’ın şampiyonluğu hakedip haketmediği  değil. Konumuz bir takım yöneticisinin terkedilmiş bir ev görünümündeki Honda takımını alıp, sadece kazanan değil, ilk senesinde şampiyon olan bir ekip yaratmış, daha doğrusu yaratabilmiş olması. Yani bardağın dolu tarafına bakmaya ve buy olla üreteceğimiz görüşü otomotiv sektörüne uyarlamaya çalışacağız.

Button’ın şampiyonluğu, aslında sadece Formula 1’de değil, otomotiv sektöründe hala fırsatlar olduğunun bir sembolüdür. Çünkü motorsporları otomotiv sektörünün bir anlamda minyatür bir simülasyonudur ve sektörün bu spordan öğrenecek çok şeyi var.

Sürekli zarar ve hatta birçoğu iflas eden, global ısınmanın en büyük sorumlusu olarak sürekli suçlanan, kötü maliyet yapıları yüzünden yıllardır para kaybeden ve dolayısıyla ekonomik olarak köşeye sıkışmış görünen otomotiv üreticilerinin durumu da ne yapacağını bilemeyen sporun durumu ile aynı değil mi? Formula 1’in durumu ve yaşadığı çelişkiler aynı şekilde nereye gideceğini bilemeyen bir otomotiv sektörünü temsil etmiyor mu?

Hem otomotiv sektörü hem de Formula 1 içten içe DNA’sını değiştiriyor ve bu değişimler birbirine benziyor. Koşullar güçleştikçe, rekabet gücü farklı alanlara kayıyor. Sporda pilotlar etkin karakterler olmaktan uzaklaşıyor, yönetici ekip ise her geçen gün daha güçleniyor. Takımlar ve yöneticileri daha baskın ve önemli hale geliyor. Ross Brawn, Flavio Briatore, Ron Dennis’lerin güçlendiği, Lewis Hamilton, Kimi Raikkonen, Fernando Alonso’ların silikleştiği bir döneme giriyoruz.

Motorsporlarının otomotiv sektörü ile bağlantısı yıllardır tam olarak kurulamadı. Bu ilişki muhtemelen büyük bir kesim tarafından da hiç bir zaman tam olarak kurulamayacak ya da anlaşılamayacak ve iki konu sanki birbirinden ayrı işleyen süreçler olarak yaşanmaya devam edecek. Ancak yakından bakıldığında kolaylıkla görülebilir ki motorsporlarında yaşananlar, temsil ettiği sektördeki dinamiklerin bir simülasyonudur. Zorluklar, fırsatlar, sıkıntılar ve mutluluklar, ölçek ve içerikleri farklı olsa da aslında özünde aynıdır.

Şöyle örneklendirelim: Dünyanın en büyük ve en karlı otomotiv markası Toyota 2002 yılında Formula 1’e girip, sınırsız kaynak harcayıp yine de şampiyon olamazken, kararlı bir mühendis, terkedilmiş bir takımı devralıp ilk sezonunda şampiyon yapabiliyor. Neden benzer bir başarıyı bir otomotiv üreticisi yaratamasın? Ross Brawn’ın yarattığı fikre benzeyen çözümleri neden farklı bir mühendis/yönetici otomotiv alanında yaratamasın?

Kriz içinde boğulmakta olduğu düşünülen, global ısınmanın suçlusu olarak parmak uzatılarak gösterilen otomotivin kendisi küçük, etkisi büyük birkaç geliştirime, kimi yeni bakış açılarına, doğru/yanlış ayrımı yapılmadan değerlendirilecek farkı fikirlere ihtiyacı var.

Otomotiv üreticileri ellerindeki kaynakları (insan ve para kaynaklarını) nasıl üretken şekilde kullanabileceklerini sakince değerlendirip kendi içindeki cevherleri akıllı şekilde kullanmayı becerirse bu krizden rahatlıkla çıkabilir. Elbette kendini suçlu hisseden, ekonomik olarak çıkmazda olan bir sektör olma psikolojisinden vazgeçmesi ve günümüzün gerektirdiği yenilikleri yapması şartıyla…

Son yıllarda yaşanan krizde maliyet avantajı yüzünden uzun vadede başarılı olacağı düşünülen Çin üretim kültürünün otomotiv alanında aynı başarıyı yakalaması zor; çünkü otomotiv fazlasıyla ihtisas alanı. Örneğin Klasik anlamıyla Çin’li bir Formula 1 takımı hiç bir zaman görmeyeceğiz. Çünkü Çin üretim kültürü tamamen ölçek ekonomisine, bu ekonominin temeli de çok üreterek maliyeti düşürmeye ve ürün çeşitlendirmeye dayanıyor. Uzmanlık yaratmaya ve yetkinlik geliştirmeye değil. Çin’den Formula 1 aracı tasarımı çıkamamasının nedeni bu sporun ciddi bir ihtisas alanı olması; yani başarının yıllar içinde gelişmiş yetkinliklere bağlı olması ve bunun da para ile satın alınamaması.

İhtisas demek uzmanlık ve ruh, yaratıcılık ve tecrübe demek. Kağıtlara, bilgi bankalarına, veritabanlarına kaydedilemeyen kimi bu çok özel yetkinlikler sadece zamanla yaratılabiliyor. Aksi olsaydı, yani bu yetkinlikler satın alınabiliyor olsaydı Toyota çoktan şampiyon olmuş olmalıydı. Dünyanın en büyük ve en karlı otomotiv şirketi bırakın bir şampiyonluk elde etmeyi, 7 yılda tek bir yarış dahi kazanamadı. Diğer taraftan bu durum Toyota’nın beceriksizliği değil. Bu durum motorsporlarında başarının parayla (tam olarak) satın alınabilir bir unsur olmamasının bir sonucu. Büyük bütçeli takımlar elbette küçüklerine göre kimi avantajlar elde ediyorlar ancak teknik açıdan belli bir olgunluğa erişmeyen ekip ne kadar çok parası olursa olsun sadece bu sayede başarı kazanamıyor.

Aynen otomotiv sektöründe olacağı gibi: Sektörümüz, Çin’li üreticilerin ucuz araçlarıyla değil, aklını başına toplamayı başaran ihtisas sahibbi otomotivcilerin üreteceği ürün/fiyat/sunum bileşkesi çözümlerle kurtulacak.

Bu çözümlerin neler olabileceği için çok uzağa bakmaya gerek yok: Elektrikli otomobil fikrini mecburen yapılmış bir otomobil olmaktan çıkarıp kullanmaktan gurur duyacağınız bir ürüne dönüştürmeyi hedefleyen Murak Günak’ın Mindset projesi küçük ölçekli ama güzel bir örnek. Ya da sadece en temel unsurları barındırdığı ve lokal olarak kurulan basit tesislerde üretildiği için çok düşük maliyeti olan Tata’nın 2000 Euro’luk Nano projesi…

Ross Brawn’ın çift difüzörlü ön kanat fikri gibi basit bir teknolojik geliştirimi, doğru bir zamanda kullanıp rekabet avantajı yaratabilmesi özünde yukarıdaki örneklerden farklı değildir. Tek fark Brawn’ın bu fikirleri hayata geçirebileceği bir ortamda, yani spor ortamında bulunuyor olmasıdır. Formula 1’de bu sene şampiyon Jenson Button değil, takımın teknik direktörü Ross Brawn’dır. Çünkü kazanan fikri yaratan ve hayata geçiren Brawn’ın kendisidir.

Darısı Murat Günak’ın, Ratan Tata’nın ve onlar gibi birçok yenilikçi fikri, hayata geçme potansiyeli olan planlarla buluşturabilecek vizyon ve beceriye sahip otomotivcilerimizin başına…

Sevgi ve saygılarımla

Yazının satış tabloları da içeren word versiyonuna erişmek için lütfen tıklayın.

Reklamlar

Yayınlayan

Yalçın Arsan

Danışman. Koç. Mentor. Fikir ve yöntem üreticisi. Birey ve kurum geliştiricisi. Değişim tetikleyicisi. Görüş paylaşımcısı. Doğru sorgulayıcısı. Hoşgörü destekçisi. Dünyanın daha iyi bir yer olması için kendine de görev düştüğüne inanan bir idealist. Teknoloji, spor ve müzik düşkünü. "Nasıl yapalım?" sorusunun muhattabı.

Yanıt bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s