Rally of Turkey: Uluslararası Kültür Rallisi!..

Yok elbette öyle birşey; ben uydurdum. Ama keşke olabilseydi. İstanbul’un Avrupa Kültür başkenti olduğu 2010 yılında, İstanbul’da yapılmasına karar verilen Uluslararası Türkiye Rallisi’nin başlamasına dört aydan az zaman kaldı. Ancak hala Türkiye Rallisi’nin, Türk otomotiv ve motorsporları açısından bu tarihi fırsattan faydalanacak bir teması yok. Yarış ile ilgili operasyonel hazırlıklar son hız devam ediyor etmesine ama yarışımız bir boyutu ile (hangisi olduğu önemli değil) “kültür” kavramıyla ilişkilendirilmezse bu çabalar yine meyve vermeyecek. Yarışımız sıradan bir ralli olarak koşulacak, biz de neden ilgi çekemedik yine diye başımızı kaşıyacağız…

Geçen ay başladığımız Uluslararası Türkiye Rallisi üzerine konuşmaya bu ay da devam edeceğiz. Dünya Ralli Şampiyonasının dördüncü ayağı olan Uluslararası Türkiye Rallisi 16 – 18 Nisan 2010 tarihleri arasında İstanbul’da yapılıyor. Bir yıllığına Avrupa Kültür başkenti olan İstanbul’un bu kapsamdaki aktivitelerini özetleyen http://www.istanbul2010.org adresindeki etkinlikler takvimine baktığımızda o tarihlerde 3 etkinlik görülüyor: “Kayıp şehzade harikalar diyarında” isimli bir film gösterimi (16 Nisan), “Bizim Avrupa’mız – İstanbul 2010” isimli yarım günlük bir seminer (17 Nisan) ve “Fotoğraf Geçidi” isimli bir seminer daha (17 Nisan). 18 Nisan’da ise hiç bir etkinlik görünmüyor. Yani rallimiz bu kapsamda değerlendirilmemiş. Belki de değerlendirilmesi için bir çaba gösterilmemiş?..

Öyle ya, film gösterimi ve seminerlerin birer kültür aktivitesi olduğu belli. Peki ya ralli? Ralli’nin ne ilgisi var kültürle?

Ralli’nin çok ilgisi var kültürle… Ama sadece bilene, görene.

Bir Dünya Ralli Şampiyonası (WRC) rallisinde neler oluyor?

Ralli dediğimiz ön hazrılıklarıyla beraber yaklaşık 1 hafta süren spor olayında farklı kültür ve geçmişlerden gelen, farklı dili konuşan binlerce insan beraber çalışıyor: Yarış görevlilerinden tutun da güvenlik ekipleri, takım çalışanları, lastik üreticileri, pilotlar ve ko-pilotlar, ekip yöneticileri, ağırlama ekipleri, takım ahçıları (evet yanlış okumadınız hemen her takımın bir ahçısı ve diyetisyeni var), fotoğrafçılar, haberciler, lojistik uzmanları ve hatta helikopter pilotlarına varana kadar, mecazi anlamda değil, gerçek anlamda tam bir insan moziği var WRC’nin. Bu insanlar dünyanın her kıtasından 13 değişik ülkeyi toplu halde geziyor ve dev bir sosyo – ekonomik olay yaratıyorlar.

2008 verilerine göre dünya ralli şampiyonası 228 değişik ülkede, 132 değişik televizyon yayın ağı tarafından yayınlanıyor. Bu yayınlar tahmini olarak 633 milyon kişi tarafından seyrediliyor. Şampiyonanın resmi web sitesi wrc.com ise yılda 12 milyondan fazla ayrı ziyaretçi tarafından izleniyor. Wrc.com İngilizce’nin yanında İspanyolca, Fransızca ve Japonca olarak da yayınlanıyor ve tüm popular sosyal ağlarda (facebook, twitter, youtube ve myspace’de) temsil ediliyor.

Bir WRC rallisinde (her yarışa göre değişmekle beraber) ortalama 15 değişik ülkeden ekip yarışıyor. Bu ekiplerin tüm üyeleri farklı ülkelerden oldukları gibi farklı din, dil ve geçmişlerden geliyorlar. Bir WRC rallisi, katılan insan mozaiği açısından tam bir kültürler buluşması.

İngiltere Örneği: Sıfır Karbon Rallisi

Kültür rallisi diye birşey olur mu diye soracaklara enteresan bir örnek verelim: 2009 sezonunun kapanış yarışı olan İngiltere Rallisi’nin organizatörleri yarışlarını “Sıfır Karbon” yarışı olarak pozisyonladılar. Global ısınmaya yol açan gazların en önemlisi olan CO2 (karbondioksit) salınımı konusunun çok popüler olduğu bir dönemde bu gerçekten de çok akıllıca bir manevraydı. Hele hele otomotiv sektörünün küresel ısınmanın baş suçlularından biri olarak gösterilmekte olduğunu düşünecek olursa, ralli gibi bir organizasyonun sıfır karbon salınımı olan bir aktivite olarak konumlanması daha da anlam kazanıyor.

Elbette teknik açıdan bu yapılması pek mümkün olmayan bir şey, zira ralli otomobillleri en yüksek performansı elde edilmek üzere tasarlandıkları için karbon salınımları son derece yüksek. Peki İngiltere Rallisi organizatörü bu işi nasıl yaptı?

Bu sorunun yanıtı oldukça ilginç: Öncelikle yarışın tüm katılımcı taraflarının, yani yarışçılar, lojistik ve organizatör ekipler ve hatta yarışa gelmesi beklenen seyircilerin de bir önceki yıla bakarak araç ve insan adedi hesaplanmış. Bu adetler kullanılarak tüm bu katılımcıların yarış süresince harcayacakları yaklaşık karbon miktarı belirlenmiş.

Bunlar üzerinde mümkün olduğunca iyileştirmeler yapılmış: Mesela hakemlerin toplu halde taşımaları yapılarak daha az araç kullanmaları sağlanmış, ısıtılması gereken alanların ısı izolasyonları artırılarak enerji kullanımı azaltılmış, pil kullanan cihazların bazıları (örneğin el fenerleri ve benzeri bazı küçük elektrikli aletler) elle şarj edilebilir hale getirilmiş.

Bu tasarruflarla İngiltere Rallisi’nin yaratacağı karbon salınımı azaltılmış. Ancak elbette sıfıra inmemiş. Geri kalan karbon için ise dünyada “karbon dengeleme” (carbon off-setting) işi yapan firmalardan biriyle anlaşılmış ve bu firmaya bir ücret ödenerek kalan karbon salınımı da halledilmiş. Karbon dengelemenin ne demek diye soracak olursanız onu da yanıtlayalım: Bu tip şirketler dünyanın her yerinde atmosferdeki karbonu nötrleyen (yeni orman dikilmesi ve bakılması, kömürle çalışan güç santrallerinin hidro elektrik, rüzgar ya da güneş enerjili şekle çevirilmesi, çöp ve atık kontrolü vb) projeler yapıyor ve talep olduğunda bu projelerle elde etmiş oldukları karbon kazanımlarını satıyorlar. Mesela bir firma yılda 1 ton CO2 salınımı yapıyorsa aynı miktarda karbon dengeleme projesi satın alarak kendi operasyonunu sıfır karbon etkili olarak gösterebiliyor.

İşte İngiltere Rallisi’nin organizatörleri bu alanda çalışan “The Carbon Neutral Company” isminde bir şirketle anlaşarak yarış organizasyonlarının üreteceği sera etkisi yaratan gazları dengelemek etmek üzere belli bir bedel ödemişler.

Alın size sıfır karbon üreten ralli: İngiltere Rallisi!…

Olur mu?

Olmaz öyle şey demeyin; pazarlama dünyasında herşey göreceli. Biri yapar ve arkasına da güzel bir hikaye yazarsa oluyor.

Peki sıfır karbon rallisi oluyor da kültür rallisi neden olmasın?

Binlerce yabancı katılımcının, üst düzey yöneticinin, pilot ve ko-pilotların, ahçıların, basın mensuplarının, hakemlerin, helikopter pilotlarının ve adını sayamadığımız onlarca çeşit insanın buluştuğu ve beraber çalıştığı organizasyon, bir kültür aktivitesi değil de nedir?

Eğer 17 Nisan’da İstanbul Kadırga’daki fotoğraf sergisi bir kültür aktivitesi ise, her yarışında yaklaşık 500 akredite fotoğrafçının çalıştığı, içinde sadece otomobil değil o ülkenin doğasını, tarihini ve insanını da kapsayan binlerce resmin üretildiği bir ralli de kültür aktivitesidir.

16 Nisan’da İstanbul Kültür aktiviteleri kapsamında gösterilecek olan Kayıp Şehzade Harikalar diyarında isimli film gösterimi bir kültür aktivitesi ise, 228 değişik ülkede yayınlanan dünya ralli şampiyonası yarışları da birer kültür aktivitesidir.

Bu örneklemeler ilk bakışta biraz zorlama görünebilir. Ancak eğer birileri üzerinde biraz düşünür, içeriğini biraz araştırır ve İstanbul 2010 aktiviteleri ile yarışımızı nasıl ilişkilendiririz diye düşünürse çok sayıda çözüm bulabilir.

Eğer ilişkilendirmezsek, yarışımız en iyi ihtimalle yine iyi niyetli ve gayretli bir ekibin hayata geçirdiği ama gözlerden uzak, kendi dünyasında olup bitmiş bir dünya şampiyonası yarışı olarak tarihte yerini alacak.

Ve bu olursa Türkiye Motorsporları’nın bugüne kadar eline geçirdiği belki de en büyük fırsat kaçmış olacak.

Yarışa daha 4 ay var, her ay http://www.istanbul2010.org adresindeki etkinlikler listesini kontrol ederek Uluslarası Türkiye Rallisi’nin bu listeye girip girmediğini kontrol edecek ve eğer girmediyse bu satırlardan hatırlatmaya devam edeceğim.

Olmaz denen birçok şeyin olduğu bugünlerde tek bir kural kaldı: Yaparsak olur. Sosyal hayatta kalıcı etki yaratan, iz bırakan olaylar da zaten bu tür sıradışı olayların ta kendisi. Sıradan yaklaşımların etkileri de sıradan olmaya mahkum…

Umarım bu beklenmedik fırsattan, otomotiv ve motorsporları sektörleri adına yıllardır beklediğimiz ama bir türlü bulamadığımız faydayı yaratabiliriz.

Sevgi ve saygılarımla

Yazının satış tabloları da içeren pdf versiyonuna erişmek için lütfen tıklayın.

Reklamlar

Yayınlayan

Yalçın Arsan

Danışman. Koç. Mentor. Fikir ve yöntem üreticisi. Birey ve kurum geliştiricisi. Değişim tetikleyicisi. Görüş paylaşımcısı. Doğru sorgulayıcısı. Hoşgörü destekçisi. Dünyanın daha iyi bir yer olması için kendine de görev düştüğüne inanan bir idealist. Teknoloji, spor ve müzik düşkünü. "Nasıl yapalım?" sorusunun muhattabı.

Yanıt bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s