Stratejinin belgesi olur mu?

Ulaştırma Bakanlığıʼnın koordinasyonu ile hazırlanan ve Türkiye otomotiv sektörünün geleceğini şekillendirmesi beklenen strateji belgesinin içeriği yavaş yavaş belli olmaya başladı. Belge uzun, detay çok; dolayısıyla yorum da çok. Ancak ilk bakışta rahatlıkla söylenebilir ki eğer bu belge, bu haliyle uygulamaya konulursa sektörümüzde çok şey değişecek.Herşey başbakan Tayyip Erdoğanʼın Tüsiad toplantısında yaptığı, dürüst olmak gerekirse naif bir içeriğe sahip “Türkiyeʼden neden otomobil markası çıkmıyor? Çıkartın!” içerikli konuşmasıyla başladı diyeceğim, ama hayır, öyle başlamadı. ʻStrateji belgesiʻ ismi verilen bu döküman hazırlanmaya yaklaşık 18 ay önce başladı. Başbakanʼın konuşması ulusal duygularımızı kabartma etkisi yaptığı için konuyu sadece popüler hale getirdi. Geçtiğimiz günlerde Haber Türk gazetesinin belgenin detaylarını açıklaması ile başlayan ve sonuçlanmaya yakın halde olduğu anlaşılan raporun tartışılmasıyla devam eden süreç bugünlerde türlü türlü yorumlara yol açıyor.

Açması da normal: Türk otomotiv sektörü ilk defa ciddi olarak devlet yönlendirmesi ile tanışıyor.

Japonya, Kore ve Çin de yaptılar

İkinci dünya savaşından sonra önce Japonya, sonra Güney Kore ve arkasından da Çinʼin de benzer (hatta içeriği çok daha geniş) stratejiler hazırlayarak ulusal otomotiv sektörlerini destekledikleri ve yerel üreticilerini koruyarak büyüttükleri biliniyor. Devlet destekli bu yaklaşımlar Japonya örneğinde 1950ʻler, Güney Kore ve Çin örneklerinde ise 1970ʻlerde yaşandı ve önce büyük devlet teşvikleri sağlayarak ulusal markalar yaratmak, sonra iç pazarlarını yabancı rekabete karşı (yüksek ithalat vergileri ve benzeri bariyerlerle) koruyarak bu ulusal markaların rekabet güçlerini artırmak, zaman içinde dünyaya açılacak güce ve altyapıya kavuştuklarında ise onlara yurtdışı ticaretin kapılarını açmak şeklinde olmuştu. Yani Uzakdoğuʼlu devletler ulusal markaları için bir anlamda yarat/koru/dünyaya aç tarzı bir iş modeli yaratıp başarıyla uyguladılar.

Bu tür devlet destekli stratejiler bize yeni gibi görünebilir ama aslında otomotiv dünyasına yeni değil. Bu açıdan bakıldığında strateji belgemizin, biraz geç de olsa, doğru yönde atılmış bir adım olduğunu söyleyebiliriz.

Kurtarıcı olur mu?

Basına yansıyan detaylardan belgenin içeriği hakkında genel bir fikir edindik: Otomotiv alanında yapılacak yatırım ve araştırma geliştirme projeleri destekleniyor, yeni teknolojiler kullanan araçların kullanımını cazip hale getirecek vergisel değişiklikler yapılıyor, eski araçların trafikten kaldırılması için kimi teşvikler getiriliyor ve kamu kesiminin alımlarının yeni teknoloji kullanan araçlara yöneltilmesi gibi önlemler düşünülüyor.

Bunların hepsi olumlu adımlar. Belgenin yayınlanan içeriğini yorumlayan sektör yetkilileri temkinli konuşup “uygulamaya bakmak lazım” diyorlar ama devletin sektörel olarak atmaya hazırlandığı bu adımlar ne içerik ve ölçekte uygulanırsa uygulansın fayda yaratacak cinsten.

Diğer taraftan yanıtlanması gereken önemli bir soru var: Artık 1970ʻli yıllarda olmadığımıza göre ulusal üreticilerin devlet tarafından desteklenmesiyle ortaya çıkacak olan marka ya da ürünler acaba (hem iç hem de dış pazarda) rekabetçi olacak ve destek için harcanan kaynak istenen etkiyi yaratacak mı?

Daha doğrusu attığımız taş, ürküttüğümüz kuşa değecek mi? Yoksa bu önlemler kısa sürede parlayan ve kalıcı olamayan bir saman alevi gibi hızla ateş alıp, aynı hızla sönecek mi?

Fırsat Nerede?

Uzakdoğulu ülke hükümetleri savaş sonrası toparlanma süreçlerinde kendi markalarını yaratır/ korur/dünyaya açarken gündemleri belliydi: Amerikan ve Avrupaʼlı markalara benzer ürünler yaparak onlarla direkt rekabete girmek. Bu amaçla yola çıkan Japon ve Koreʼli markalar için batılı markalara muadil teknolojiler üretmek ve onlarla rekabet etmek olası bir senaryo idi. Ama bugün durum çok değişik, global markalarla, onların yaptıklarına benzer/muadil ürünler yaparak rekabete girmek çok zor. Çin bu yolu seçti ama onlarda çok yüksek adetler ve çok ucuz işgücü avantajlarından kaynaklanan maliyet avantajları var. Bizde bu avantajlar da olmadığına göre yerli üretimimizin bu açılardan rekabetçi olması çok zor. Hele hele düşük CO2 tüketmesi için karmaşık teknolojiler kullanan içten yanmalı (geleneksel motorlu) araçlar ve elektrikli motorunu bu motorlarla beraber kullanan hibrid otomobiller üretmek konusunda yola yeni çıkan firmaların artık yaratabilecekleri hiç bir rekabet avantajı olamaz.

Hibrid araçların dışında kalan hidrojen yakıtlı, yakıt hücreli ve benzeri karmaşık teknolojiler kullanan ve yine çevre dostu olarak sınıflandırılan ve dolayısıyla bizim strateji belgemizde adı geçen teknolojilerin desteklenmesi de Türkiyeʼnin gerçekleri açısından bakıldığında sadece zaman ve kaynak kaybı olur. Bu alanlarda bizim makul süreler ve maliyetlerle geliştirebileceğimiz teknolojik ya da sistemsel çözümler yok.

Ancak dünya devlerinin de nispeten yeni oldukları bir alan var: Tamamen elektrikle çalışan otomobiller. Elektrikli otomobilin motor teknolojisi çok basit, motorunda hareketli parça sayısı çok az, sürtünme yok denecek kadar az olduğu için verimi çok yüksek, bu araçlarda şanzıman yok, debriyaj yok, diferansiyel yok; yani araçlar teknik olarak çok daha basit, sade ve hafif.

Bu teknolojinin yeniliği nedeniyle geliştirim sürecinde herkes yolun başında. Geçtiğimiz yıl Türk yatırımcı Alphan Manas tarafından satın alınan Fransız “Tilter” isimli firmanın iki kişilik elektrikli araç merkezi bir motor yerine her tekerleğin üzerine monte edilmiş dört adet küçük elektrik motoru kullanıyor. Bu önemli tasarım unsuru sayesinde Tilterʼın herhangi bir aktarma organına ihtiyacı kalmıyor, güç tekerlek gövdesinin üzerinde üretilip direkt tekere veriliyor. Araç sadece 350 kg ağırlığında, motor ve aktarma organları olmadığı için aracın iç hacmi de çok daha verimli kullanılabiliyor. Biraz daha detaya girilirse bu tür araçlarda benzer içerikler taşıyan bir çok mühendislik çözümü üretmek mümkün ve bu tür çözümler üretmek için otomotiv sektöründe uzmanlaşmıiş bir mühendislik altyapısına gerek yok. Genel mühendislik yetkinlikleri bu alanda çözüm üretmek için yeterli. Örneğin ülkemizde sanayi bölgelerinde sıkça bulunabilen “trifaze” elektrik şebeke altyapısı yaygınlaştırılarak araç şarj süresinin büyük oranda kısaltılabileceği bir altyapı kurulması ve bu yolla elektrikli araç kullanmanın en büyük dezavantajının azaltılması gayet mümkün.

Stratejinin belgesi olur mu?

Gayet iyi olur: İyi tanımlı ve bize özgü çözümlere odaklanırsa olur.

“Çevreye duyarlı araçlardan az vergi alacağız” gibi jenerik ifadeler yerine “sadece elektrikle çalışan araçlardan daha az vergi alacağız” ya da “elektrikli araçların üretimini destekleyeceğiz” şeklinde içeriği net, sınırları belli ifadeler kullanılırsa olur.

Destekler tarif edilirken “araştırma geliştirme bütçelerini desteyleyeceğiz” ifadesi yerine “elektrikli araç teknolojileri ile ilgili araştırma geliştirme bütçelerini destekleyeceğiz” ifadesi kullanılırsa olur.

Elektrikli araçların en büyük sorunu olan şarj süresinin uzunluğu ve batarya kapasitesi sorunlarını çözmeye yönelik teknolojilerin geliştirilmesi desteklenirse olur.

Kısacası stratejinin detayları tek bir alana odaklı olursa gayet rahat olur.

Bu kadar karmaşık bir konuda yapılacak olan stratejinin katma değeri olabilmesi için detaylarının çok iyi tanımlanması, genel geçer ve jenerik ifadelerden kaçınılması, hedeflerin de bize özgün olarak belirlenmesi doğru olur. Yoksa o belge gerçek bir strateji belgesi olmaktan çıkar, değerli ama pratik faydası kısıtlı bir akademik çalışmaya dönüşür.

Seçim bizim: Ya herşeyi birden yapmaya çalışır, çevreci tanımına giren her tür teknolojiyi ve yatırımı destekler, teşvikler verir, kaynaklarımızı dağıtarak (ve muhtemelen büyük bir kısmını israf ederek) kullanır, çağdaş dünya gerçeklerine göre düzenlenmiş ama hedefi tam belli olmayan bir strateji belgesiyle hiç bir alanda fark yaratamaz ve sonra da “otomotivde zaten atı alan Üsküdarʼı geçmiş…” mazeretleriyle avunuruz…

…ya da önceliklerimizi çok net belirler, çevreye duyarlı, yeşil vs olmalarına bakmadan hibridi, hidrojenliyi, etanollüyü bir kenara bırakır sadece elektrikliye odaklanır ve bu alanda teknolojisi, altyapısı, lokal markaları ve açıkça tanımlanmış hedefleri ile, tüm kaynakların bir noktada toplandığı gerçek bir strateji oluşturur, bundan 10 sene sonrası için liderlik hedefleriz.

Teknolojisinin gelişime açıklığı, basitliği, bu alanda çok ileri geçmiş hiç bir ülke/kurum olmaması, her şeyden daha önemlisi devlet destekli bir yaklaşımdan faydalanma şansının yakalanmış olması nedenleriyle Türkiyeʼde elektrikli araçlarla ilgili fırsat çok. Hatta sonsuz. Yeter ki tüm konsantrasyonumuzu ona verelim, akıllıca seçilmiş tek bir hedefe kilitlenelim.

Sevgi ve saygılarımla

Yalçın Arsan

Yazının satış tablolarını da içeren pdf versiyonu için: Otomotiv Karnesi Ocak 2011

Sanayi Bakanlığının web sitesinde halen bulunan strateji dökümanının orjinali için lütfen tıklayın

Reklamlar

Yayınlayan

Yalçın Arsan

Danışman. Koç. Mentor. Fikir ve yöntem üreticisi. Birey ve kurum geliştiricisi. Değişim tetikleyicisi. Görüş paylaşımcısı. Doğru sorgulayıcısı. Hoşgörü destekçisi. Dünyanın daha iyi bir yer olması için kendine de görev düştüğüne inanan bir idealist. Teknoloji, spor ve müzik düşkünü. "Nasıl yapalım?" sorusunun muhattabı.

Yanıt bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s