Sistem çökerken yapılacak en iyi 3 şey

2013’den sonra çok şey değişti Türkiye’de. Teorik değil, pratik bir değişim bu; ülkeye yön veren aklın tercihleri çok farklı yöne gitti. 2013’e kadar Türkiye ve 2013 sonrası Türkiye, kuzeye gitmek için yola çıkıp ani bir kararla güneye dönmeye karar vermiş gezgine benziyor.

Bu değişime hayat veren düşünce şekli üzerinde çok düşündüm, okudum, konuştuklarımdan duyduğum farklı görüşleri dikkate almaya çalıştım. Hala çalışıyorum ve görüyorum ki çok çelişkili görüşler var. Doğruyu söylemek gerekirse ben de değişimin amacını tam olarak çözemiyorum. Belki de sistemli ve organize bir çaba değil. Belki bireysel bir yaklaşımın adım adım güç kazanarak büyümesi gibi oluşan bir irade, emin değilim? Ama toplumsal karmaşanın arttığı son bir yıla baktığımda şunu görüyorum: Birey olarak etrafımızda olanları onaylamak ya da onaylamamaktan öte bir seçimle karşı karşıyayız. Hayatımıza nasıl yön vereceğimiz ile ilgili önemli bir seçim bu: Gidecek miyiz kalacak mıyız? Fiziksel bir gidişten bahsetmiyorum; kalben de gider insan bazen. Vazgeçmek gibi bir gidiş…

Ve bu gidişin önemli bir nedeni çevremize yabancılaşma. Yabancı, hatta düşman gibi hissediyoruz artık başkalarını. Hayata bakışımıza dayanarak öyle bir böldüler ki bizi, bırakın bizden farklı düşünenleri yargılamayı, artık bize benzer düşünen insanları bile sorgular olduk: “Neden benim kadar tepki vermiyor?..”

Bundan sonra olacaklar açısından kritik bir döneme girdiğimizi hissettiğim şu günlerde önemli olduğunu düşündüğüm bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Bizi mutsuz eden ve karşısında durmak istediğimiz sistem, diğer adıyla baskı otoritesi aslında adım adım çöküyor. Mecazi anlamda değil, gerçek anlamıyla ve her boyutu ile çöküyor: Yetkinlikler, fikir, sistem, kurgu, altyapı, teşkilat, ideoloji vb her boyutu ile geriliyor. Bugünkü gibi yönetilmeye devam edecek olursak yakında ne o çok övündüğümüz ekonomik istikrar kalacak, ne ülke olarak uluslararası stratejik önemimiz ne de bir toplum olarak bütünlüğümüz.

Ve her şey o kadar hızlı gelişiyor ki bu değişimin ölçeğini kavramak zor, yaşanmakta olan kamplaşmanın, bu değişimden herhangi bir fayda çıkmasının en büyük engeli olacağı gerçeğini gözden kaçırmak ise çok kolay.


Burada bu değişimden faydalanmanın yolların bahsetmek isterdim ama içine girdiğimiz süreçte artık bu çok uzak bir olasılık. Bunu konuşmayı farklı bir ortama bırakmalı. Ama bireysel açıdan yaşamak zorunda kaldığımız kaosun yarattığı bir risk var: Önem verdiğiniz bir şey için mücadele veriyorsanız duyduğunuz öfke ve benzeri duygulara kapılmak. Size katılmayan, eleştiren hatta kimi zaman saldıran biri olduğunda ilk içinizden gelen hızlı ve benzer bir reaksiyon vermek olur.

Diğer taraftan bu aceleci tavır aslında benzer (örneğin dürüst, namuslu, çağdaş, özgür bir hayat yaşamak gibi) amaçlara sahip bireyleri böler. Adrenalin yüklü bireyler temelde benzer değerlerden yola çıkan ama farklılaşan detaylar özelinde ayrılır, ve farklı kamplara sürüklenirler. Gruplaşan bireyler yavaş yavaş kendi akıl ve sağduyularından fedakarlık etmeye, fark etmeden içinde kaldıkları grubun dinamiklerine adapte olmaya başlar.


Bu noktada bizim tecrübe ettiğimiz şekliyle biraz Gezi’den bahsetmek doğru olur: Gezi parkında beni en çok şaşırtan şey bu gruplaşmaların olmamasıydı. Oraya bir şekilde gelip kendini içeri atabilen herkes, politik görüşü ne olursa olsun, ortak temel değerler üzerinde sihirli bir şekilde uzlaşmış gibiydi: Özgürlük, barış, eşitlik, hoşgörü, sevgi ve saygı. Kimse kimseye patronluk taslamıyor, birbirine saygı gösteriyor, kimse bu harekete liderlik etmeye etmeye çalışmıyordu. Herkes birilerine fayda yaratan, işe yarayan bir şeyler yapıyor, yapmadığı zaman çevresindekilerle sohbet edip görüş paylaşıyordu.

O dönemde “yandaş” olmakla suçlanan büyük bir basın kuruluşunda çalışan bir arkadaşım belki de durumu en iyi özetleyen kişiydi: “Yaptığım işten nefret eder oldum! Buraya rahatlamaya geliyorum…”


Bana göre iktidar yanlısı / karşıtı kamplaşması değişimin olumlu yönde ilerlemesinin en büyük engeli. Değişime direncin merkezinde sadece “statüko” var; yani bu değişime karşı duran, değişmemeye çalışan ve bu uğurda her geçen gün daha da sertleşen bir sistem. Yolsuzlukların, hapse atılan suçsuz insanların, özgürlüğü kısıtlama, yaşamayı hayal ettiğimiz geleceğe el koyma çabalarının hepsinin temelinde bu otorite, bu sistem var.

Bir çok farklı neden ile çökmekte olan bu otorite ortadan kalktığında oluşan boşluğu dolduracak tek bir unsur olacak: İnsan. Aklı, sağduyusu, hoşgörü ve güveni ile güçlü ve kararlı bireyler.

Yeni bir parti ya da siyasi görüş değil.


Bir önemli ihtiyacı olacak bu değişimin: Çeşitlilik.

Çöküş dönemlerinin tipik özelliği olan yavaş yavaş başlayan çözülme, en fanatik otorite yanlısı olanlarda dahi adım adım yaşanacak aydınlanma ve farkındalık artışı ile bir süre önce karşısında olduğu düşünce şeklinin aslında makul olabileceği duygusu gitgide yayılacak. Herkes potansiyel olarak birbirine yaklaşacak.

İşte tam bu noktada, oluşan yeni çeşitliliğin gidecek bir yer, yeni bir yuva aradığı anda, değişimin enerjisini oluşturan bireylerin aklı ve sağduyusu devreye girerse değişim süreci hak ettiği yere doğru gidebilir. Karşı olduğumuz sistem çöktüğünde her zamankinden daha sakin, hoşgörülü, sahiplenici ve kucaklayıcı olabilirsek değişim olumlu yönde ve büyüyerek devam eder.

Çünkü değişim çeşitlilikten, çeşitlilik insandan; insan ise duygusundan besleniyor; bir topluluk olma, beraber bir şeyler başarma duygusundan. Gezi’de doğal olarak oluşan, kimsenin adını tam olarak koyamadığı, bir “ruh” olarak tarif etmeye çalıştığı o birleştirici ve barışçı duygudan.


Siz siz olun bu aralar:

Sakin ve sabırlı olun.

Karşılaştığınız her durumu akıl + sağduyunuzla değerlendirin.

Gereksiz tartışmalara girmeyin, düşman edinmeyin.

Çünkü yarın herkesin, istisnasız herkesin, birbirine ihtiyacı olacak.

Reklamlar

Yayınlayan

Yalçın Arsan

Danışman. Koç. Mentor. Fikir ve yöntem üreticisi. Birey ve kurum geliştiricisi. Değişim tetikleyicisi. Görüş paylaşımcısı. Doğru sorgulayıcısı. Hoşgörü destekçisi. Dünyanın daha iyi bir yer olması için kendine de görev düştüğüne inanan bir idealist. Teknoloji, spor ve müzik düşkünü. "Nasıl yapalım?" sorusunun muhattabı.

Yanıt bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s